Sabah gazetesi, kişisel verilerin çalınıp satıldığı panellerle ilgili bugün bir haber yayımladı. Ancak “Son dakika | Kişisel verileri böyle satıyorlar: SABAH ekibi deneyimledi! 600 TL’ye üye olduk” başlıklı haberin kurgusu, içeriğinden çok, nasıl yazıldığıyla dikkat çekiyor.
Zira haberde, resmi makamların kişisel verilerin korunmasındaki yasal ve etik sorumlulukları tamamen yok sayılmış. Üstelik habere göre veriler çalınmamış da kullanıcıların sosyal medya paylaşımlarından süzülmüş. Başka bir deyişle, haber “veri ihlali”ni değil, “kullanıcı dikkatsizliği”ni suçluyor.
Haber, açıkça “hükümetin itibarını zedelemeden veri hırsızlığı anlatmak” kaygısıyla kaleme alınmış. Öyle ki “çalınma” ifadesi yerine özenle seçilmiş “izinsiz olarak ele geçirilmek” gibi yumuşatılmış bir ifade kullanılmış. Bu tercihler, hem haberin nesnelliğini hem de gazetecilik sorumluluğunu zedeliyor

“Veriler, kullanıcıların paylaşımlarından ‘süzüldü'”
Haberdeki asıl trajikomik nokta ise şu: Habere göre, veriler resmî kurumların sistemlerinden çalınmamış da bilgisayar korsanları bunları kullanıcıların farkında olmadan yaptıkları sosyal medya paylaşımlarından veya daha önce sızdırılan veri setlerinden elde etmiş. Yani sorun, kamusal veri güvenliğinde değil, vatandaşın “aşırı paylaşım”ından kaynaklanıyor. Üstelik daha önce sızdırıldığı iddia edilen verilerin nereden, nasıl ve kimlerin sorumluluğunda sızdığına dair tek bir somut bilgiye yer verilmemiş.
TIKLAYIN – BTK, 101 milyon kişinin tüm kişisel verilerini ifşa etti

Sabah çalışanı verileri satın aldı: Peki bu suç değil mi?
Ancak haberin en ciddi ve hatta suç teşkil edebilecek bölümü, haberi kaleme alan Kutgün’ün bir ekip arkadaşının söz konusu veri panelini “bir aylığına” satın aldığını itiraf etmesi.

Bu durum beraberinde şu soruları doğuruyor:
- Bu panelin erişim koşulları ve satın alma süreci hangi yasal zemine dayanıyor?
- Bu gazeteci arkadaşın bir ay boyunca çeşitli TC yurttaşlarının verilerini sorgulamayacağından nasıl emin olacağız?
- Bu kişinin söz konusu panel üzerinden sorgulama yapıp bazı yurttaşların verilerini üçüncü kişilerle paylaşmayacağının bir garantisi var mı?
- Haberde adı geçen veri paneline erişim sağlayan kişi veya kurumlar hakkında herhangi bir idarî veya adli soruşturma başlatıldı mı?
- Başlatılmadıysa aynı şeyi ben veya iktidar medyasında çalışmayan ya da bağımsız çalışan bir gazeteci arkadaşımız yapsaydı (ki bunu yapmayacak kadar da gazetecilik biliyoruz) emniyet güçleri ve/veya yargı aynı tepkisizliği sürdürecek miydi?
- Ben veri hırsızlığıyla ilgili bir haber yaptığımda, haberle hiçbir suç işlemememe rağmen günlerce “yargı tacizine maruz kalır mıyım” endişesi taşırken, iktidar yanlısı bir medya çalışanının “farkında olmadan işlediği”, üstelik veri güvenliği konusundaki bir suçu bu kadar rahatlıkla dile getirebilmesi başlı başına bir çifte standart değil midir?
Gazete, verileri satın almak isteyenlere yol gösterdi
Üstelik haberi kaleme alan gazetecinin, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, bu verilerin nasıl satın alınabileceğine dair yol göstermesine değinmiyorum bile. Bu, yasal olarak suç olmakla birlikte gazetecilik meslek etiğine de aykırı bir durum.

Haber boyunca ihmalden sıyrılan yetkililer, haber sonunda övüldü
Haber boyunca kamu kurumlarının veri güvenliği konusundaki yasal yükümlülüklerinden bahsedilmediği, hatta verilerin çalınmayıp “süzüldüğü” söylendiği gibi haberin sonunda da yetkililer övülüyor. Gazetecilik etiğiyle bağdaşmayan bu dil, hem kamu yararını hem de mesleğin itibarını gölgeliyor.

Sonuç olarak ortada bir gazetecilik başarısından çok, kamu gücüyle medya arasındaki sorunlu ilişkiyi çıplak biçimde ortaya koyan bir örnek duruyor: Yurttaşların mahremiyetine yönelik tehdidin sorumluluğu devletin omuzlarından alınmakla birlikte yurttaşlar suçlanmış, üstelik bu skandal “resmî konfor alanı” içinde de meşrulaştırılmış durumda.



Yorum bırakın